riskonomi.com

21. Yüzyılda Finansal Risk Yönetimi

Cari Açık Riskine Munzam Karşılıklar Çözüm Olur mu?

Doç. Dr. Mehmet Hasan EKEN

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu temel ve kronik risklerden biri olan cari açık sorununu çözmek üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) uygulamaya koyduğu Munzam Karşılık artışlarının bu sorunu çözüp çözmeyeceği zaman içerisinde görülecektir. Tabi burada, Munzam Karşılıkların Dünya’da gözden düşmüş ve piyasa ile uyumlu olmayan bir para piyasası aracı olarak görüldüğünü ve bu aracın kullanım amacının esas olarak para arzını kontrol ederek enflasyonu önleme olduğunu da hatırlamakta yarar vardır. Para politikasının bu unutulmuş enstrümanı cari açık riskini ortadan kaldırırmı? Bu sorunun cevabını aşağıdaki paragraflarda tartışmaya çalışacağım.

 

Türkiye’de piyasa ekonomisi ile uyumluluğu asgari düzeyde olan Munzam Karşılıklar son zamanlarda para politikasının tek aracı olarak kullanılmaktadır? Bunun tek nedeni hükümet tarafından ifade edildiği gibi bankacılık sektörünün kredi büyümesini önlemek ve böylece nihai hedef olan cari açığı kontrol altına almak olarak deklere edilmiştir. Bu amacın dışında başka nedenler olabilir mi? Ya da cari açık böylece kontrol altına alınabilirmi? Bu soruların cevabı kolay olmamakla beraber, cevap için gereken bilginin TCMB analitik bilançosunda ve uygulanan ekonomi politikalarında olduğu düşünülmektedir. Önce TCMB’nin para politikası araçlarını kullanma imkanlarını tartışalım. 

Merkez Bankası Kontrol Araçları 

Piyasa koşulları çerçevesinde, para arzını ve enflasyonu kontrol etmek isteyen merkez bankalarının para politikası uygulamalarında kullanabilecekleri üç araçları bulunmaktadır. Bunlar; Açık Piyasa İşlemleri (APİ), İskonto Penceresi ve Munzam Karşılıklardır. Bu sıralama piyasa dostu olma esasına göre yapılmaktadır. APİ piyasa en uyumlu araç iken, Munzam Karşılıklar ise en doğrudan araç ve dolayısıyla piyasayla en az uyumlu araç olarak görülmektedir. Tüm Dünya’da belirlenen para politikalarının uygulanmasında piyasa ile uyumlu olduğu düşünülen APİ ve İskonto Penceresinin kullanılması teşvik edilmiş ve piyasaya müdahaleci olarak görülen Munzam Karşılıkların kullanılması ise bir kenara bırakılmıştı. Hatta, 1970’li  yıllardan itibaren Türkiye’de okutulan Para-Banka ile ilgili ders kitaplarında Türkiye’de APİ uygulamalarının kullanılamaması gelişememiş sermaye piyasalarına bağlanmış ve bu piyasaların geliştirilmesinin önemi üzerinde durulmaktaydı. Süreç içerisinde Türkiye, piyasa dostu olarak kabul edilen APİ ve İskonto Penceresinin para politikası aracı olarak kullanılabileceği gelişmişlik düzeyine sahip sermaye piyasalarına ve para piyasalarına kavuşmuştur. 1990’lı yıllardan beri de bu araçlar yoğun bir şekilde para politikalarının uygulanmasında kullanılmıştır. 

Merkez Bankası Para Arz Dinamikleri 

Bir merkez bankasının piyasaya para arz etmesi temel olarak iki şekilde yapılabilmektedir. Bunlardan ilki iç varlık yaratarak ve diğeri ise dış varlık yaratarak yapılmaktadır. İç varlık yaratarak piyasaya para sunma yerel para birimi üzerinden ihraç edilmiş tahvil ve bonoların satın alınması şeklinde olurken, dış varlık yaratarak ise kıymetli maden ve döviz satın alınması şeklinde olabilmektedir. Bu işlemlerin sonucu merkez bankasının bilançosu da şekillenmektedir. 

TCMB’nin analitik bilançosuna baktığımız zaman bankanın esas olarak APİ uygulamaları için kullanabileceği varlıkların miktarı görülebilmektedir. Bu kapsamda TCMB’nin bilançosuna bakıldığı zaman sahip olunan iç varlıkların toplam tutarı 18 Mart 2011 tarihi itibariyle – 10 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam 31 Aralık 2002 tarihinde ise + 23 Milyar TL olarak görülmekteydi. Dış varlıklar ise 31 Aralık 2002 tarihinde 51 Milyar TL düzeyinden 18 Mart 2011 tarihinde 146 Milyar TL düzeyine yükselmiştir. APİ uygulamaları sonucu oluşan yükümlülükler ise 31 Aralık 2002 tarihinde 9,6 Milyar TL iken bu rakam 18 Mart 2011 tarihinde -32 Milyar TL olarak görülmektedir. 

TCMB Pozisyonları 

Bu manzaradan çıkan verileri değerlendirirsek, 31 Aralık 2002 tarihinden itibaren TCMD APİ ile piyasaya elindeki iç varlıkları satmış ve bunun karşılığında pasifte yer alan yükümlülüklerini 32 Milyar TL kadar azaltmıştır. Ancak, piyasanın ihtiyaç duyduğu likiditeyi ise piyasadan dış varlık satın alarak gerçekleştirmiştir. Bu uygulama Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Türkiye’de esas olarak uygulamaya koyduğu TCMB’nin iç varlık yaratarak para arz etmesini önleme politikasıyla son derece uyumlu olmuştur. Dış varlıkları yani döviz rezervleri artan TCMB piyasanın ihtiyaç duyduğu likiditeyi böylece dış varlık yaratarak sağlamıştır. Bu durum iç varlıkların bilançoda yok olmasına, hatta değerleme hesabı nedeniyle negatif düzeye gelmesine neden olmuştur. 

Böyle bir bilançoya sahip olan TCMB’nin esas olarak para politikasını APİ ile yürütmesi imkansız hale gelmiştir. Yani TCMB’nin bilançosunda piyasadan para çekmek için satacağı tahvil-bono bulunmamaktadır. 

Eğer TCMB APİ uygulamalarını geniş düşünerek, dış varlıklarını iç varlıklarının yerine ikame ederek piyasada satarsa, piyasadan para çekme olanağına kavuşabilecektir. Böyle bir işlemi mevcut konjonktür göz önüne alındığında söz konusu olmayacaktır. Zira, TCMB’nin döviz satması TL’nin daha da değerlenmesine neden olarak Türkiye’nin dış ticaret ve sonucunda da cari açığının yükselmesine neden olabilecektir. TCMB böyle bir riski bu şartlarda alamayacaktır. 

APİ dışında geriye TCMB’nin elinde iki araç kalmaktadır. İlkin İskonto Penceresi ya da diğer bir ifadeyle faiz aracının kullanılmasına değinelim. Piyasadan para çekmek isteyen TCMB faiz oranlarını yükseltmek durumunda kalacaktır. Böyle bir faiz arttırma işlemini TCMB yapabilirmi? Cevabı gene Analitik Bilanço’da bulunmaktadır. 

Araç Olarak Munzam karşılıklar 

Analitik Bilanço’da Türk bankacılık sektörünün TCMD’de bulunan mevduat miktarına bakıldığında bu miktarın 31 Aralık 2002 tarihinde 2,8 Milyar TL (1,7 Milyar TL’si Munzam Karşılıklar) olduğu ve 18 Mart 2011 tarihi itibariyle de 48,2 Milyar TL olduğu (Munzam Karşılıklar bulunmamakta) görülmektedir. Bu resmi de şöyle okumak lazım. TCMB İskonto Penceresi ya da faiz düzeyi ile zaten bankacılık sektöründen 48,2 Milyar TL para çekmiştir. Burada faiz arttırılsa dahi artık bankacılık sektörü daha fazla parayı gidip TCMB’ye depo etmeyecektir. 

Para piyasası araçlarının ilk ikisi yani APİ ve İskonto Penceresi kullanma imkanı ortadan kalkmış bulunan TCMB’nin para arzını kontrol etmek için kullanabileceği tek araç Munzam Karşılıklar olarak kalmaktadır. 

Sorunun Nedenleri

Peki TCMB Munzam Karşılıklar aracını para arzını kontrol, dolayısıyla enflasyonu önleme amacıyla mı, yoksa beyan edildiği gibi kredi hacminin ve dolaylı olarak ta cari açığın azaltılması amacıyla mı kullanmaktadır? Bu sorunun cevabı oldukça karmaşık ve zordur. Bu sorunun cevabını da uygulanan ekonomi politikaları ile beraber tartışmak gerekir. 

Bir para politikası aracının enflasyon kontrolü dışında bir amaca yöneltilmesi iktisadi açıdan ne derece yararlı olacağı iktisadi olarak kanıtlanmış değildir. Basına yansıdığı kadarıyla, yapılan bir çalışmada banka kredilerinin artışı ile cari açık arasında istatistiki/ekonometrik bir ilişki bulunmuş ve bu ilişkiden yola çıkılarak, “eğer banka kredilerinin artışı sınırlandırılırsa, cari açık ta azaltılabilecektir” şeklinde bir argüman hatta politika geliştirilmiştir. 

Ekonometri kitaplarının çoğunda şöyle bir uyarı yer almaktadır: “İktisadi olarak herşey ile herşey arasında istatistiki bağ bulmak mümkündür. Bu nedenle, önce bu ilişkinin iktisadi mantığı bir teoriye dayandırılmalı ve sonra bu ilişkinin varlığı istatistik/ekonometri ile incelenmelidir.” Yapılan araştırmanın dayandığı iktisadi teorinin ne olduğu hakkında bildiğim kadarıyla bir açıklama yapılmadı. Açıklama sadece ilişkinin varlığıyla sınırlı kaldı. 

Cari Açığın Nedenleri 

Türkiye’de cari açığın artmasının nedenlerini uygulanan ekonomi politikalarında aramak lazım. Türkiye’de 2000 ve 2001 krizlerinden sonra uygulamaya konulan ekonomi politikalar Türk lirasının değer kazanmasına yol açmış ve bunun sonucunda da ithal ürünlere olan talep ve dolayısıyla ithalat sürekli olarak artmıştır. İhracatın ise ithalat kadar artamaması dış ticaret açığının sürekli olarak büyümesine neden olmuştur. Bu süreç içerisinde, artan dış ticaret açığı sonucu oluşan cari açık sermaye akımları sayesinde kontrol altında tutulabilirken, 2008 yılında yaşanan global kriz bu süreci sekteye uğratmış ve cari açığı bir bakıma Türkiye için en önemli risk haline getirmiştir. 

Bu nedenle, 2008 yılından sonra değişen parametreleri göz önüne alarak, devletin ekonomi politikalarında değişikliğe gitmesi, diğer bir deyişle değerli TL politikalarına son vermesi cari açığın kontrolüne daha doğrudan ve anlamlı bir çözüm olacaktır. Bu tip bir uygulama iktisat teorilerine de (Mundell-Fleming, ya da Marshall-Lerner gibi) dayandırılabilecektir. Zaten, bu teorilere göre, eğer gereken önlemler alınamazsa, süreç sonunda piyasa önlemleri dikte ettirmektedir. 

Sorunun Temelinde Ekonomi Politikaları Var 

Bir para politikası aracı olarak Munzam karşılıklar ile bankaların fonlarına kısıtlama getirme, bu kısıtlamanın kredi hacmini azaltacağını bekleme ve kredi hacmindeki azalmanın da cari açığı azaltacağını ummak oldukça zorlama bir politika olarak görülmektedir. Çünkü, TL değerli olduğu sürece ithal ürünlere (mal veya hizmet) olan talep artmaya devam edecektir. Eğer, kredi hacmi sonucu bir talep azalması olacaksa bu da büyük ölçüde yerel ürünlere ilişkin talebin azalmasına neden olacaktır. 

Bu kapsamda, yükseltilen Munzam Karşılıklar, para arzını kısma dışında bir işe yaramayabilecektir. Munzam Karşılıkların yükseltilmesi ekonomi politikalarının değiştirilmesi ihtiyacının yerine geçmeyecek ve hedeflenen amaca büyük ihtimalle hizmet etmeyecektir. Ancak, bankaların büyüme ve karlılıkları üzerinde önemli bir kısıtlayıcı faktör olarak kalacaktır.

Comments are closed.