riskonomi.com

21. Yüzyılda Finansal Risk Yönetimi

Küresel Finans Sistemi Hataları Affetmiyor: BASEL-IV YOLDA MI?

Doç. Dr. C. Coşkun KÜÇÜKÖZMEN

İzmir Ekonomi Üniversitesi

Uluslararası bankacılık literatürüne 1988 Basel Sermaye Yeterliliği Düzenlemesi olarak giren ve 1999 yılından itibaren Basel-II olarak gündemde yerini alan düzenlemeler serisi bugünlerde en hararetli tartışmalara sahne olmakta. Giderek hızlanan bilimsel ve teknolojik yeniliklerin yanı sıra artan kültürel farklılaşmalar nedeniyle artık çeviri yapmanın bile kolay bir iş olmadığı bu ortamda yapılan hataların sistemi farklı noktalara taşıyacağı da önemli bir risk olarak dikkate alınmalı.

Küresel krizin başlaması ile birlikte krizden çıkış yolları aranırken krizin sorumlusu da aranmaya başlanmış ve gündemde olan Basel-II bu sorumlular arasında yer almıştır. Haklılığı tartışmaya açık olmakla birlikte Basel-II’nin bir kriz önleme düzenlemesi olmadığı gerçeğinin altının çizilmesi gereklidir. Basel-II bir yandan bankalar üzerine bir dizi (uygulaması pek kolay olmayan) düzenleme yükümlülüğü getirirken diğer yandan denetim otoritelerine de çok ciddi sorumluluk ve görevler yükleyen bir düzenlemedir. Eğer Basel-II bağlamında sorumlular aranacaksa bunlar Basel-II’nin uygulanmasını denetlemekle görevli otoriteler ve Basel-II’yi istismar eden bankalar olmalıdır. İşin içinde karmaşık fiyatlama teknikleri, karmaşık istatistikî modeller, düzenleme arbitrajı, hedge funds, off-shore merkezler gibi unsurlar olması nedeniyle finansal ve bankacılık denetim işi giderek zorlaşmakta ve klasik denetim yöntemlerinde ısrarcı olmak, sineklikle aslan avlamaya kalkmak gibi gülünç olmakta, yetersiz kalmaktadır. Bu süreçte istişare paketi, risk yönetimi, sayısal etki çalışması, likidite, kredi derecelendirmesi, riske maruz değer, stres testleri gibi kavramlar artık günlük bankacılık ve finans terminolojisi olarak kanıksanmıştır. Hatta de facto olarak bir “Basel-II dili” bile oluşmuş durumda.

Disiplinler arası BASEL-II

Yayınlandığı 1999 yılından itibaren birçok değişikliğe uğrayan ve adeta kimseye beğendirilemeyen Basel-II, krizin günah keçisi rolünü de üstlendi. Basel-II’nin bir bütün olarak değerlendirilmesi pek kolay bir iş değil. Farklı disiplinlere vakıf olmanın yanı sıra temel bankacılık ve işletme deneyimine de sahip olmak gerekiyor. Tüm bu bilgilere sahip tek tip nitelikli eleman bulmanın kolay olmadığı gerçeğinden hareketle Basel-II’nin disiplinler arası bir çalışmayı ve işbirliğini gerektirdiğini söyleyebiliriz. Bu çalışmaların hiç şüphesiz en önemlisi “Sayısal Etki Çalışmaları (Quantitative Impact Studies)” olmuştur. Düzenlemelerin etkisini ex-ante ölçmeyi amaçlayan bu çalışmalar aynı zamanda öğretici bir çalışma niteliğindedir. Oldukça yoğun emek ve bilgi gerektiren bu çalışmalar neticesinde Basel-II’nin etkisinin neler olabileceği üzerinde en azından bilgi sahibi olunmuştur. Ülkemiz bunlardan birine (QIS-3) BDDK nezdinde ev sahipliği de yapmıştır.

Doç. Dr. C.Coşkun KÜÇÜKÖZMEN

1961 Konya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Konya’da tamamlayan Küçüközmen 9 Eylül Üniversitesi İİBF, İktisat Bölümü 1984 mezunu. Çalışma hayatına 1986 yılında TC Merkez Bankası İdare Merkezi’nde başlayan Küçüközmen 1994/95 yıllarında AB’nin Jean Monnet bursuyla İngiltere’de Loughborough Üniversitesi’nde bankacılık alanında yüksek lisans yaptı ve tezini mevduat sigortası konusunda yazdı. 1996 yılında TC Merkez Bankası nezdinde faaliyet gösteren Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda çalışmaya başladı. 1997 yılında Banka tarafından burslu olarak İngiltere’ye gitti. Doktora çalışmasını yaptığı Exeter Üniversitesi’nden de burs alan Küçüközmen doktora derecesini alarak 2000 yılında Türkiye’ye dönmüş ve yeni kurulan BDDK Risk Yönetimi Dairesi’nde Daire Başkan Yardımcısı olarak görev almıştır. BDDK’da Basel-II, Piyasa Riski, Bankalarda İç Denetim ve Risk Yönetim Sistemleri, QIS çalışmaları gibi birçok çalışmada yer alan Küçüközmen bu konularda muhtelif ulusal ve uluslararası seminer ve konferanslara konuşmacı olarak davet edildi. Uluslararası bilimsel endekste yer alan akademik dergilerde birçok yayını bulunan Küçüközmen 2005 yılında tekrar TC Merkez Bankası’na döndü. 2001 yılından bugüne kadar ODTÜ Uygulamalı Matematik Enstitüsü’nde finansal ekonometri, risk yönetimi, enerji gibi konularda ders veren ve 2009 yılı Haziran ayında Doçent olan Küçüközmen Mart/2010 tarihinde TC Merkez Bankası’ndan emekli oldu. Küçüközmen İzmir Ekonomi Üniversitesi, Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

BASEL-II’de Dil ve Teknoloji Sorunları

Ancak Basel düzenlemelerinin giderek üstesinden gelinmesi zor bir ev ödevi halini alması zaman zaman tepkilere de neden olmuyor değil. Bu çerçevede öncelikle iki temel soruna işaret etmek gerekiyor. Bunlardan ilki kültür, ikincisi ise İngilizce. Evet, düzenlemeler belli bir kültürel öğe içermekte, yani yazılanın görüldüğü gibi değil, ruhuyla kavranabilmesi gerekiyor. Diğeri ise anadili İngilizce olanların sahip olduğu rekabetçi üstünlük. Giderek karmaşıklaşan finans dünyasında iyi seviyede İngilizce bilmiyorsanız işiniz zor. Bu husus zaten son çeyrek yüzyılın bilinen bir gerçeği. Ancak bunlara bir de istatistik eklendi. Kastettiğim, bir bilim dalı olarak istatistik. Dağılımlar, ihtimal hesapları, zaman serileri, belirsizlik gibi temel kavramların yer aldığı istatistik bilimi.

Bankacılıkta Risk Yazılımları

Basel düzenlemeleri yoluyla istatistik bilimi de bankacılık alanına nüfuz etti ve giderek ağırlığını hissettirmeye başladı. Peki, şimdi ne yapmalıyız? Eğer bunları bilmiyorsak bankacılığı terk mi etmeliyiz? Siz ne kadar ısrarcı olursanız olun bazı kriterleri yerine getiremediğiniz sürece bu alanda tutunmanız giderek güçleşecek. Artan maliyetler bir süre sonra karşılanamaz hale gelecek. Nedir bu maliyet kalemleri? Öncelikle teknoloji! Yani eğer üretemiyorsanız başkalarının teknolojisine mahkûmsunuz. Peki, teknoloji üretmek bankaların işi mi? Evet, artık birçok uluslararası banka rahatlıkla teknoloji üretebilecek durumda. Ardından gelen ikinci önemli maliyet kalemi nitelikli insan kaynağı. Piyasadan transfer etmenin maliyeti yüksek. Bugün bazı bankalar bankacılık hizmetlerinin yanı sıra adeta bir üniversite gibi eğitim de veriyorlar ve dışarıdan aldıkları eğitim/eğitmen desteğiyle çalışanlarını son gelişmelerden, bilgilerden, teknolojiden faydalandırıyorlar.

Bütün bu gelişmelerin Basel düzenlemeleri ile tetiklenmiş olması ilginç gelebilir. Ancak bundan öncesi de var. Özellikle JP Morgan tarafından geliştirilen RiskMetricsTM ve CreditMetricsTM’in de hakkını vermek gerek. Bu noktada şu soru sorulabilir: Basel piyasa riski düzenlemesi (1993) ve RiskMetricsTM’in (1994) neredeyse aynı zamanda gündeme gelmesi bir tesadüf mü? Ayrı bir yazı konusu olacak bu husus aynı zamanda Financial Times yazarı da olan Gillian Tett’in Fool’s Gold isimli eserinde kısmen ele alınmakta.

BASEL-III ?

Basel-II’mi, yoksa III’mü? Bunun çok önemli olmadığı görüşündeyim. Önemli olan içerik, yani Basel-II’ye ek olarak neler getirildiği? Tüm yorumlar alındıktan sonra son hali verildiği söylenen Basel-II’de eksikler nelerdi?

Öncelikle Basel Komitesi tarafından Temmuz 2009’da piyasa riski çerçevesinde bir takım değişikliklerin yapıldığı duyuruldu. Bunlardan en önemlisi piyasa riskine karşı hesaplanan sermaye gereksinimine ilaveten Kademeli Risk Sermayesi (incremental risk capital) ve Strese Tabi Riske Maruz Değer (stressed VaR) yükümlülüklerinin getirilmesi olmuştur. Aralık

2009’da ise sermaye tabanının nitelik, tutarlılık ve şeffaflığının artırılması, kaldıraç rasyosu, döngü-tersine (countercyclical) sermaye yapısı, uzun dönem yapısal likidite rasyosu standardının belirlenmesi gibi hususları içeren ikinci istişare paketinin Komite tarafından 16 Nisan 2010 tarihine kadar görüşe açık tutulacağı duyurulmuştur.

Tüm bu gelişmeler neticesinde ortaya çıkan dokümana Basel-III diyebilir miyiz? Global Risk Regulator Dergisi’nin 2010 Mart sayısı bu soruya verilen yanıtları derlemiş. Bazı kesimler Basel-III’ü Basel-II’nin bir genişlemesi, uzantısı olarak görürken, bazıları ise örneğin Adair Turner (FSA Başkanı) son ilaveler ve düzeltmelerle birlikte yepyeni bir düzenleme olduğunu ve buna Basel-III denilmesinin doğru olacağını ifade ediyor. İspanya Merkez Bankası’ndan Jose Maria Roldan tarafından ifade edilen görüş ise yeni düzenlemenin [(Basel-II)-e] yani Basel-II eksi hata terimi (Basel-II’nin geriye dönük olarak eksiklerinin giderilmiş, hatalarından arındırılmış hali) olduğu nitelemesi. Raiffeisen International Bankası’nın CEO’su Herbert Stepic Viyana’da düzenlenen Euromoney konferansında “Basel-III denilen kuralları tartışmak bile anlamsız, bunlar hem tutarsız hem de tartışmaya açık, hatta bu haliyle piyasaları çok zora sokabilir” dedi. Deutsche Bank’tan Josef Ackerman ise 21 Ocak 2010 tarihinde Reuters’e verdiği demeçte “yeni Basel düzenlemelerinin kısa bir sürede hayata geçirilmeye çalışılması küresel ekonomik iyileşmeyi sekteye uğratabilir” uyarısında bulunurken “kaldıraç oranı uygulamasının da çok basit bir rasyo olduğunu ve mevcut sermaye düzenlemesi içinde şık durmadığını” ifade etti. Yorumlara bakılırsa Basel düzenlemelerinin isminin ya da sürümünün ne olduğu hususunda bile bir görüş birliği yok. Kapsam üzerine yapılacak tartışmaların ve ortaya konulacak rakamların ise gündemde uzun süre yer alacağı da kesin gibi.

Sırada Ne Var?

Her yeni finansal kriz hem kurumları, hem de sistemi yeniden sorgulamakta. Basel-II ile ilgili gelişmeler silsilesinde üzerinde en çok durulacak hususlardan biri de “Sistemik Risk Tabanlı Sermaye Yükümlülüğü” olacak gibi görünüyor. IMF tarafından yayınlanan Küresel Finansal İstikrar Raporu’nun Nisan 2010 sayısının ikinci bölümü bu konuya ayrılmış durumda. Ancak bunun kolay bir iş olmadığı da açıkça ifade edilmiş. IMF tarafından önerilen yöntemde öncelikle sistem içinde bağlantı noktalarının belirlenmesi ve bunların sistemik riske olan katkılarının belirlenmesi gerekiyor. Ayrıca bu tür bir düzenlemenin döngü-tersine değil döngü yönünde (procyclical) olacağı (yani iyi zamanlarda az sermaye, kriz zamanlarında daha çok sermaye) ve aynı sorunları tekrar yaşatabileceği endişesi dile getiriliyor. Diğer taraftan gerekli verinin elde edilmesi, alternatif yöntemlerin geliştirilmesi, sınır ötesi uygulama zorlukları ve etkin iletişimin sağlanması da bu tür bir düzenlemenin diğer zorlayıcı tarafları olarak vurgulanıyor.

İngiliz BDDK’ sı Kapatılıyor mu?

Bu yıl Mayıs ayında İngiltere’de yapılacak olan seçimlerde muhalefette olan Muhafazakârlar “iktidara gelmeleri durumunda 1997 yılında oluşturulan İngiliz Finansal Denetim Otoritesini (FSA) kapatacaklarını” söylüyorlar. İlginç sayılabilecek bu haber RISK Magazine Mart 2010 sayısında yer alıyor. Önerilen yeni yapılanmada ise kapatılan otoritenin görevlerinin Bank of England ile yeni oluşturulan Tüketici Koruma Kurumu (Consumer Protection Agency) ve Finansal Suçlar Kurumu (Financial Crime Agency) arasında paylaştırılacağı ifade ediliyor. Bu durumun belirsizliği artırdığı ve FSA tarafından yeni eleman alımına gidilmesinin zorlaştırıldığı da yakın çevrelerce ifade ediliyor. Basel-II ile ilişkisi var mıdır, bilinmez ama muhakkak olan şey hem itibar hem de maddi kayba uğrayan İngiliz finansal sistemi tekrar Bank of England merkezli bir denetim ve gözetim sistemine dönmeye niyetli görünüyor.

Peki, Türkiye’de Durum Nedir?

Tüm bu tartışmalar sürerken BDDK 6 Nisan 2010 tarihinde Basel-II standartlarının ülkemizde uygulanmasını teminen AB müktesebatı esas alınarak hazırladığı muhtelif düzenleme taslaklarını yayınladı. Söz konusu taslaklarda kredi riskinin ölçümüne ilişkin olarak sadece standart yaklaşıma dayalı ölçüm yöntemlerine yer verildiği belirtilerek içsel derecelendirmeye dayalı ölçüm yönteminin ilerleyen dönemlerde hayata geçirilmesinin planlandığı ifade ediliyor.

Deutsche Bank tarafından yayınlanan 21 Ocak 2010 tarihli Assessing the Basel (III) başlıklı Raporda, Türkiye’nin Basel-II uygulamasında oldukça geç kaldığı dile getirilerek Basel düzenlemelerinde yapılan güncellemelerin Türk bankacılık sistemi üzerinde herhangi bir olumsuzluk yaratmayacağı belirtilmiştir. Raporda BDDK tarafından Basel-II’nin ertelenmesine ilişkin olarak Haziran 2008’de yapılan duyuruya da atıfta bulunularak duyuruda herhangi bir geçiş tarihinin belirtilmemiş olmasının Basel düzenlemelerine geçişin birkaç yıl alabileceği sonucuna varılmakta. Raporda son olarak alım-satım işlemleri (trading) portföyünün çok sınırlı ve genellikle kamu kâğıtlarından oluşmasına, yatırım bankacılığının payının yok denecek kadar düşük olması gibi hususlara vurgu yapılarak bu nedenlerden dolayı söz konusu düzenlemenin etkisinin de sınırlı olabileceği dile getirilmekte.

Deneyimlerden Kazanılan Dersler

Yaşanan bir kriz ya da bir olay sonrası gerçekleştirilen düzenlemelerin uzun vadede çözüm olmadığı bilinen bir gerçek. Barings Bank sonrası getirilen düzenlemelere rağmen yaşanan Allied Irish Bank ve National Australian Bank olayları, Enron sonrası getirilen Sarbanes-Oxley Yasası’na rağmen yaşanan olnarca muhasebe skandalı, Lehman Brothers sonrası kurtarma paketlerinden en büyük payı alanlardan bir olan Goldman Sachs’ın hedef olduğu suçlamalar gibi verilecek çok örnek var. Önemli olan husus bu düzenlemelerin belli bir sistematiğe ve önleyici güce sahip olup olmadığı ve ne amaçla konulduğunun iyi anlaşılması.

Bankacılık ve finans alanında giderek artan bir risk farkındalığının oluştuğu bir gerçek. Ancak açgözlülük hatta Greenspan’ın deyimiyle bulaşıcı açgözlülük ise bu farkındalığı örten bir bulut. Yaşanan küresel kriz sayesinde finansal kurumların küçük ya da büyük bir risk repertuarı var artık. Hatta bazıları risk saati uygulamasına geçmiş durumdalar. Bunlar klasik veri analizinden daha derin analizlere doğru hızla gidenler. Yaşanacak ikinci bir krizde (ki mevcut krizin bir aşaması olabilir) Warren Buffet’in dediği gibi sular çekilince kimin mayosuz yüzdüğü ortaya çıkacak.

Shahin Shojai ve George Feiger tarafından kaleme alınan “Economists’ hubris – the case of risk management, 2010” başlıklı makalede oldukça ilginç noktalara vurgu yapılıyor.

Örneğin muhtelif istatistikî dağılımlar risk ölçüm modellerinin tasarımında en önemli girdiyi sunsalar da gerçek olan husus piyasaların durağan olmadığı. Korelasyonlar da bir anda beklenmedik şekilde hareket edebiliyorlar. Hatta seçilen veri uzunluğuna göre bu modeller farklı parametreler, farklı sonuçlar da üretebiliyor. Yazarlar tarafından vurgu yapılan kavramlar sırasıyla şunlar:

(1) Nedensellik maalesef yeterince anlaşılmıyor ve ihmal ediliyor,

(2) Mevcut finansal sistemde bazen herkesin birlikte ya da aynı yönlü hareket edebilme ihtimali göz ardı ediliyor,

(3) Piyasa etkinliği gibi hatalı kavramlara olan sıkı bağlılık –hatta bağımlılık- “kredi çekişli değerleme köpüklerinin” ihmal edilmesine neden oluyor.

Bu kavramlarla nelerin ifade edildiği makalede ayrıntılı olarak incelenmiş. Makale son olarak Keynes’e atıfta bulunarak piyasalar ayakta kalabileceğiniz (iflas etmeden) süreden daha uzun süre irrasyonel şekilde davranabilirler diye uyarıyor.

SONUÇ

Bu tür yazılarda son paragraf da ilk paragraf gibi en çok okunan kısım. O zaman mesajımızı verelim: Parayla gerekli teknik donanıma sahip olmak mümkündür, yani birinci sınıf teknik donanıma sahip olabilirsiniz, alet edevat bulundurabilirsiniz. Ancak işgücünüz de birinci sınıf olmalı! Aksi takdirde eline her fırça alan kendisini Van GOGH zannedebilir. İşgücünüz birinci kalite ise teknoloji bağımlılığınızı da öngörülebilir bir gelecekte en aza indirebilesiniz. Ayrıca bilimsel gelişmeleri takip edebilecek düzeyde ve sayıda bir ekibinizin de olması gerekiyor. Ülke olarak büyük oyuncuların masasında yer almanız ve aktif olmanız ise işin olmazsa olmaz koşulu. Giderek hızlanan bilimsel ve teknolojik yeniliklerin yanı sıra artan kültürel farklılaşmalar nedeniyle artık çeviri yapmanın bile kolay bir iş olmadığı bu ortamda yapılan hataların sistemi farklı noktalara taşıyacağı da önemli bir risk olarak dikkate alınmalı.

Comments are closed.