riskonomi.com

21. Yüzyılda Finansal Risk Yönetimi

1929 Wall Street Çöküşü

RİSKONOMİ Editorial

Hacmi, kapsama alanı ve süreci itibariyle modern dünyanın en ağır ekonomik buhranı 1929 Krizidir. Mali piyasalarda başgösteren bir büyük panik, haftalar içinde reel sektöre yansıdı. Zengin, fakir, yaşlı, genç demeden herkesi ama herkesi on yılı aşkın bir süreyle perişan eden ekonomik çöküntüyü tetikledi. Amerikanın çehresi değişti. 

1929 Wall Street bunalımı hemen hiç bir akademik ekonomistin öngöremediği bir çöküş ve bunu izleyen bir depresyon dönemi oldu. Üç deyim 1929 yılında hisse senetlerini çöküşü ile yaşananları karakterize eder – Kara Perşembe Kara Pazartesi ve Kara Salı . İlk çöküş 24 Ekim 1929 tarihinde başlamış ve esas felaket 28 ve 29 Ekim 1929 tarihlerinde meydan gelmiştir. Çöküş durumu bir ay kadar devam etmiş ve bu olay ABD ekonomisinde yaygın bir paniğe neden olarak ekonomiyi sonra yıllarca çıkamayacağı derin bir depresyona sürüklenmiştir. Olayın sonrasında yapılan akademik araştırmalarda olay sırasında elde bulunmayan bilgiler kullanılabilse dahi çöküşü ve depresyonu öngörmenin olanaksız olacağı ileri sürüldü. Ekonomistlere göre özel kesimin aşırı borçlandığı durumlarda borsaların çöküşü kaçınılmaz olacaktır. Kredi alanların kendine ve kredi verenlerin de alanlara aşırı güvendiği durumlarda finansal olarak riskli bir ortam oluşur ve bu aşırı güven bir çok finansal çöküşün esas nedeni olur. Aşırı güven giderek kütlelere yayılır ve borsaların volatilitesini arttırır. Bundan sonra oluşabilecek en ufak güvensizlik ortamında bir olumsuz spiral (vortex) senetleri ve güveni daha da aşağıya çekecektir. Henry Ford’un 1929 çöküşünden kaçınabilmesi asansör operatörüne bağlanır. Operatör kendisine senetler hakkında akıl verince Ford elindeki bütün portföyü boşaltır ve “Asansör operatörü bile size akıl vermeye başlamış ise bu işten çıkmanın zamanı çoktan gelmiştir” der. 

“Kükreyen Yirmiler” 

Oysa, ekonomi çok iyi gidiyordu. Amerikalılar, Birinci Dünya Savaşının acılarını geride bırakmışlar, yeniden yapılanmaya girişmişlerdi. Baş döndürücü bir teknoloji ve üretim patlaması yaşıyorlardı. Otomotivden, enerjiye kadar akla gelebilecek her sektörden her gün yeni bir buluşun haberi geliyordu. Sanayiciler kazançlarını yeni fabrikalara, yeni makinalara, yeni işçilere yatırıyorlardı. Ücretler artıyordu, tüketim artıyordu. Borsa devamlı yükseliyordu. İyimser olmamak, geleceğe güven duymamak için hiçbir neden yoktu. 1920li yıllar tarihe Amerikalıların en yaratıcı yılları olarak geçti. “Kükreyen Yirmiler” diye bir de isim takmışlardı. “Kükreme” sadece müthiş bir hızla büyüyen ekonomilerini değil, radikal bir biçimde değişen yaşam biçimlerini de anlatıyordu. Kadınlar iş hayatına katılmış Henry FORD’un devrimci seri üretim tekniği her sektörde benimsenerek otomobil ve ev eşyası üretimi patlama yapmış çalışan işçiler bile kendi ürettikleri otomobilleri satın alabilir hale gelmişlerdi.

Borsa da kükremeden payını alıyor 

Bu üretim ve coşkulu yaşam patlaması borsaya da yansıdı ve borsa iyi kazandıran bir yatırım alanı haline dönüştü. İyi kazanan insanlar iyi eğlenen ve iyi gezen yaşamın keyfini çıkaran bir kesim haline geldiler. Bütün bu gelişmeler piyasalara devletin müdahale etmediği “Laisses-faire” modelinin tartışılmaz bir başarıya ulaştığı ve artık bundan geri dönülemeyeceği anlayışına yol açtı. Başkan Calvin Coolridge’in (1872-1933) – sadece onun da değil, o dönem dünya liderlerinin hemen tümünün – yönetim anlayışı ekonomiyi rahat bırakmak şeklindeydi. Aslında politikacılar olsun, ekonomi bürokratları olsun birşeylerin iyi gitmediğinin farkındaydılar. Örneğin, 1923-29 yılları arasında, günde iki banka batıyordu. Borsadaki yükselişin anormal olduğunu, kağıt fiyatlarının aşırı yükseldiğini iddia edenler vardı. Hatta, kredili kağıt alımlarının paniğe yol açmadan kısıtlanması gereği üzerinde konuşulduğu oldu. Ama ne Başkan ne de Amerikan Merkez Bankacılık Sistemi’nin ekonomistleri müdahaleye cesaret edebildiler. Borsa çöker de kabahat başlarına kalırsa diye ürküyorlardı. “İnşallah iyi olur,” diyerekten, seyretmeyi sürdürdüler. Ama bekledikleri gibi iyi olmadı. Amerikalılar, çabuk ve kolay para yapmanın esrikliği içinde, başını sonunu pek fazla düşünmek istemeden spekülasyonu sürdürdüler. Bizim Kastelli olayında yaşadıklarımızı anımsatır bir biçimde, neleri var neleri yok borsaya yatıranlar oldu. Kimileri evlerini ipotek etti, kâğıda yatırdı. Kimileri banka mevduatlarını çekti, kağıda yatırdı. Parası yetmeyen, kredi ile kâğıt aldı. Küçük bir avans, yüzde on kadar, veriyorlar, taksitle ödemek kaydıyla kâğıt alıyorlardı. Dahası, aldıkları bu kâğıtları teminat gösterip, yeniden borçlanabiliyorlardı. Öyle ki, borsa, spekülâtif bir piramide dönüştü. Borsaya yatırılmış gibi duran para, aslında orada değildi.
1928 yılının başlarında Dow-Jones Ortalaması 191’di, 1929 Eylül’ünde 382. Tam iki katı. 1928 Haziran’ında kredi ile alınan hisse senetlerinin değeri 5 milyon dolardı, 1929 Eylül’ünde 850 milyon dolar oldu. Aynı aylarda, fiyat/kazanç oranı 10’dan 20’ye fırladı ve daha da yükselmesi bekleniyordu. 

Krizi öngörenler ile alay edildi

John Kenneth Galbraith, 1929 Krizini anlattığı mükemmel kitabında 2 Eylül 1929, Cumartesi gününün cehennem kadar sıcak bir gün olduğunu kaydediyor. O akşamüstü denizden dönenler yolları tıkamışlar, New York şehri istikametinde kilometrelerce kuyruk oluşmuş. Bir dolu insan otomobillerini olduğu yerde bırakmak, şehre trenle dönmek zorunda kalmış. Pazar günü, hava daha da sıcakmış, insanlar evlerine kapanmış, radyodan beyzbol maçlarını dinlemişler. Sonra ne olmuşsa olmuş, o sakin, tembel hafta sonu tatilinin ardından borsadaki kükreme durmuş. Tarih 3 Ekim 1929 Pazartesi. Salı kayda değer bir gelişme olmamış. Çarşamba, sadece birkaç büyük şirketin hisse senetleri düşmüş. 5 Eylül Perşembe günü Yıllık Ulusal İş Konferansının yapıldığı günmüş, Roger W. BABSON kürsüye çıkmış, “Borsanın çökmesi kaçınılmaz,” demiş, “Ve sonuçları çok kötü olabilir!”  

Kenneth Galbraith’e göre, Roger W. BABSON, MIT mezunu bir inşaat mühendisi, eğitimci, felsefeci, istatistikçi, iktisatçı, fizikçi, eğitimci. Müthiş bir öngörüsü olduğu belli zira, 1929 Krizini ve onu izleyen Büyük Çöküşü ilk tahmin eden finans uzmanı o. BABSON, sözlerine devamla “Fabrikalar kapanacak, insanlar işten atılacaklar,” diyor, “Bir kısır döngü oluşacak ve ciddi bir çöküntüyle sonuçlanacak.” Sözleri soğuk duş etkisi yapmakla beraber, yeterince önemsenmediği gibi, New York Borsası yetkilileri hemen onu yalanlayan ve “Wellesley kâhini” diye alay eden bir yazı yayınlıyorlar. Ciddiye alınmaması gerektiğini, bir adam keyfi bir tahminde bulundu diye insanların kağıtlarını ellerinden çıkarmalarının akıl kârı olmadığını söylüyorlar. Yetkili ağızlardan gelen bu güvence yatırımcıları rahatlatıyor. Sükûnet avdet ediyor. Ama fırtınadan önceki sükûnet gibi bir sükûnet bu ve sadece bir iki hafta sürüyor. Sonra insanlar önceleri yavaş yavaş, sonra daha hızlı satmaya başlıyorlar. 21 Ekim 1929 Pazartesi günü sabahı yabancı yatırımcılar da kağıtlarını ellerinden çıkarmalarıyla başladılar. İzleyen üç gün içinde Dow Jones Sanayi Ortalaması 382’den 299’a düştü. “Kükreyen ‘20li Yılların” sonu, Büyük Çöküşün başlangıcı, Kara Perşembe. New York Borsası 24 Ekim 1929 Perşembe günü dibe vurdu. Büyük kazançların yarattığı bir sarhoşluk hali Kara Perşembe günü senet fiyatları çöküşe geçince dramatik bir ayıklığa dönüştü. Bu gün düşmeye başlayan fiyatlar bir ay boyunca düşmesini sürdürdü. 

28 Ekim 1929 ilk Kara Pazartesi (1987 de ikincisi de var) çok sayıda yatırımcı piyasadan çekilmeye çalıştı ve Dow endeksi bir günde 13% gibi rekor bir düşüş yaşadı. İnsanlar kağıtlarını satmaya çalıştıkça fiyatlar düştü. Günün sonunda borsa 4 milyar dolar kaybetmişti – yetmiş yıl öncesinin dört milyarı! Borsa çalışanları o gece sabahladılar, araya hafta sonu tatili girdi. Olup bitenin ciddiyeti ancak pazartesi sabahı anlaşılmaya başladı. 29 Ekim Pazartesi sabahı borsa açıldığından birkaç saat sonra fiyatlar bir yıl öncesinin kârını sıfırlayacak kadar düştü. Dow Jones Sanayi Ortalaması 230’a indi.

Panik malûm insandan insana sirayet eden çok güçlü korkuyu ifade eder. New York Borsasının çöküşü insanları paniğe sürükledi. Binlerce insan, büyük spekülatörler değil, küçük tasarruf sahipleri, sıradan insanlar, perişan oldular. Daha da kötüsü, topladıkları mevduatla borsa oynayan bankalar da ardı ardına batmaya başladılar. 4000 banka, mudiler veznedara yaklaşıp paralarını kurtarmak için birbirlerini çiğnerlerken battı. 

Sonraki günde 16 milyon hisse el değiştirirdi ve bu 40 yıldır görülmemiş bir rekor düzey idi. William Durant ve Rockefeller Ailesi gibi önde gelen zenginlerin moral düzeltmek için yaptıkları alışlar durumu düzeltmeye yetmedi. DJIA bir 12% daha düşüş yaşadı. Borsa bir günde $14 milyar dolar ve hafta için $30 milyar dolar kayıpla kapandı. Bu rakam ABD Federal bütçesinin on katı ve ABD nin bütün I. Dünya Savaşında harcadığından daha fazla idi. Bütün bunlar hisse senetlerinin ne kadar yapay olarak değerlendirilmiş olduğunun tipik göstergesidir.

 

Dow Jones Industrial Average  10/28/1929 VE VE 10/29/1929
Tarih Değişim % Değişim Kapanış
Ekim 28, 1929 -38.33 -12.82 260.64
Ekim 29, 1929 -30.57 -11.73 230.07

Kaynak:

Aslında Kara Perşembeyi getiren günlerde piyasaların büyük ölçüde kararsız olduğu gözlenebiliyordu. Satış ve yüksek işlem hacmi dönemleri kısa bir derlenip toparlanma dönemiyle izleniyordu. Çöküş sonrasında Dow Jones Industrial Average (DJIA) endeksi ancak 1930 başlarında kendi toparlayabildi fakat bu da tekra çöküşe dönüştü ve 1932 nin büyük ayı piyasası olarak adlandırıldı. DJIA 1954 sonlarına kadar bir daha 1929 öncesi düzeylerine ulaşamadı.  

Çöküşün dramatik sonuçları oldu 

Dünya, daha önce yaşamadığı bir felaketin eşiğindeydi: Bu, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen küresel bir ekonomik kâbustu. Büyük Bunalım, Ekim 1929′da ABD’de, hareketli borsa spekülasyonları sonucunda Wall Street’in iflasıyla patlak vermişti. Yatırımcılar, bugün 250 milyar dolara denk gelen 25 milyar doları bir hafta içinde kaybetmişlerdi. ABD ekonomisinin durumu dramatikti. Milyonlarca kişi işten çıkartılmış, ABD’nin dış ticaret hacmi yüzde 50 oranında azalmıştı. 

Ardından, Avrupa’daki mali kurumlar sendelemeye başladı. İlk düşen, Avusturya’nın en büyük bankası Credit Anstalt oldu. Korku içindeki yatırımcılar bankalardan paralarını çekme yarışına girince, uluslararası likidite krizi baş gösterdi. Bankalar, müşterilerine ödeme yapmak için paraya ihtiyaç duyuyorlardı. İngiltere bankası bile bu furyadan nasibini almıştı; sterlin, birkaç hafta içinde üç kez değer kaybetmişti. Panik dalgası Atlantik’in öteki yakasına da sıçradı ve ABD’nin geliştirdiği bankacılık sistemi, oluşan girdapta kendisini yutmaya başladı. 1932′de, 2.000 ABD bankası, müşterilerin çektikleri paralar nedeniyle battı. Bu durum, dünya ekonomisindeki çatlakları daha da derinleştirdi. 

Siyasiler, sabırla beklenmesi gerektiğini; arz ve talep esasına dayalı kapitalist kuralların, sorunu kendiliğinden çözeceğini düşünüyorlardı. İşten çıkartılan insanların sayısının artmasıyla birlikte bir durma noktasının yaşanacağına, işverenin daha sonra tekrar işe alımı başlatacağına inanıyorlardı. Ancak, işsizlik düzeyi gün geçtikçe artıyordu. ABD’de yüzde 25′e ulaşmıştı; üretim kapasitesi de, buna paralel olarak neredeyse dibe vurmuştu. 1932 yılına gelene kadar, üç yıl içinde dünya ticaret hacmi yüzde 50 oranında geriledi. Tam bu esnada Keynes sahneye çıkarak devletin talep artırıcı önlemlerini yönetimlere kabul ettirince kriz sona ermişti. 

Alınan  dersler 

Bugün buradan baktığımızda bankaların mudilerinin parası ile borsada spekülasyona kalkışmış olmalarını anlamak güç. Ama öyle oldu çünkü o yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde bankacılık yasaları geliştirilmemişti. Meselâ, bir bankanın kaç dolar sermaye ile açılabileceği ya da rezervlerinin ne kadarını kredi olarak verebileceğini belirleyen yasalar yoktu. Günümüzün kıstaslarına göre değerlendirdiğimizde çoğu bankaların daha kuruldukları gün müflis olduklarını görebiliyoruz. Ne ki, zamanın yöneticilerinin gerekli önlemleri alabilecek tecrübeleri yoktu. Bankalar, aracı kurumlar, fabrikalar, ticarethaneler, derken batış bir girdaba dönüştü. O yılın sonunda Amerikan ekonomisinden 30 milyar dolar buharlaştı. 

Ekonomistler ve tarihçiler 1929 çöküşünün nedenleri ve sonuçları konusunda tutarlı bir değerlendirme yapamadılar. 1929 çöküşünün temel nedenlerinin işletmeleri, hükümeti ve hane halkını akılsız yatırımlara ve borçlanmalara sürükleyen bir aşırı optimizm olduğu ileri sürülür. 1929 da kamunun borçları GDP nin 190% düzeyindedir. Bir çok iflas ise bankaların kredileri genişletmesi ile örtük durumdadır. Bu havalı ortam aşırı iyimserlikten kötümserliğe dönüşmeye başlayınca borç verenler panikler ve fonlarını kurtarma telaşına düşerler. Hacizler, iflaslar ve takipler hızla artınca kriz derinleşir. Güven kaybolması ile insanlar harcamalarını kısarlar, tasarrufa yönelirler fakat borsaya ilgisiz kalırlar. Paralarını bankalardan çekerek evde saklamayı seçerler. Bunun sonucu şirketlerin iflası ve işsizliğin 1.5 milyon düzeyinden 13 milyon düzeyine sıçramasıdır. Bazı ekonomistler çöküşü izleyen depresyonun nedeninin çöküş olmadığı kanısındadırlar. Bir menkul kıymet piyasasının ekonominin genelini etkileyebileceğine inanılmaz. Genel kanı bankaların ekonomik gelişmeleri gereği gibi izleyemediği ve bu gelişmeler ile ilgili pozisyonları almakta yetersiz kaldıkları şeklindedir. Bir yaklaşıma göre Ekim 1929 çöküşü Amerika’da 1925 te tepe yapan emlak fiyatlarının gerilemekte olduğu bir döneme rastlamıştır. Bu olayların birleşimi sonradan bütün endüstriyel ülkeleri depresyona sürükleyecek olan bir zincirleme reaksiyonu tetikler. Bütün bu olayların sonucu büyük depresyon, Dünya Savaşı ve IMF, Dünya Bankası gibi yeni küresel finansal kuruluşların oluşturulmasıdır. 

1931 yılında ABD Senatosu tarafından oluşturulan Pecora Komisyonu çöküşün nedenleri araştırmak üzere görevlendirildi. 1933 yılında çıkartılan Glass-Steagall Act yasası ile de mevduat toplayıp kredi veren ticari bankalar ile, senet, tahvil ve diğer menkul kıymetleri yayınlayan ve dağıtan bankaların fonksiyonları arasında zorunlu bir ayrılık yaratıldı. Uzun yıllar olumlu bir işlev gören bu yasanın sonradan 1990 larda yürürlükten kaldırılmasının dramatik sonuçları 2008 Finansal Krizi ile yaşandı. 

 

Comments are closed.